[anadolu home] [contents] [by authors] [by category] [subscription]
Volume 7, No 1, Spring 1997 [back]

REFAH PARTISI IKTIDARI ve DINDARLAR IÇIN YENI BIR DÖNEMEÇ

Yusuf Yazar

Refah Partisi'nin iktidara gelmesi ve bu iktidar döneminde yasananlarla Islami degerlere baglilik gösteren dindar kesimin tarihi bir dönemece girdigi kesin. Normalde çok kimse bu iktidarla birlikte Türkiye'de bir atmosfer degisikligi olacagini, dogrudan dindarlara hitap eden bir takim iyilestirmeler degilse bile özgürlükler baglaminda genel bir iyilesme bekliyordu. Ancak, sekiz-dokuz aylik bir iktidar dönemi sonrasinda, birakalim bir iyilesmeyi, Refah Partisi döneminde Imam Hatiplerin kapatilmasini ve ünlü 163'üncü maddenin geri gelmesinin engellenmesi bir basari olacakmis gibi görünmeye basladi. Özgürlükler ve toplumsal barisin saglanmasi açisindan Türkiye bugün 30 yil geriye gidip gitmeme durumuyla karsi karsiya kaldi. Sonuçta dindar kesimde su tür sorular sorulmaya baslandi: kendimize ait bir siyasi parti olsun derken bu tür seyler mi hayal ediyorduk? Neyi nereye kadar gögüsleyebiliyoruz? Türkiye'de oyunun kurallarinin dürüstçe uygulanmayacagini bilmiyor muyduk? Hakem kurallari istedigi gibi degistirecekse ve istedigi anda düdügü çalacaksa, ve düdügü çaldiginda oyun bitecekse... O zaman bizim bu oyunda isimiz ne diyenlerin sayisi artmaya basladi.

Refah Partisi'nin yakin zamana kadar sürdürmüs oldugu politikalarin bosluklari olduguna, iktidar için hazirliksiz yakalandigina ve Refah Partisi üst yönetiminin üslubunun --ki bu üslub alt yönetimlerce de hemen aynen benimseniyor-- Türkiye'yi kucaklamayi ve mevcut sinirliliklarin ötesine tasimayi hedefleyen bir parti için dogru bir üslup olmadigina zaman zaman isaret edilmistir. Bu bosluklar, hazirliksiz bulunus ve üslup yanlisligi çok kisa bir süre içerisinde Refah Partisi'nin kendisini köseye sikistirilmis bir durumda bulmasinda önemli bir rol oynadi. Uzun dönemler boyunca muhalefette kalmis ve bu ülkenin zencileri olarak muamele görmüs olmanin hamasi üslup bagimlisi olmaya zorlayici özelligi Refah Partisi temsilcilerinin Türkiye gerçekleriyle uyumlu bir üslup ve tavri yakalamalarini zorlastirmis da olabilir. Refah Partisi'nin son seçimler arefesinden bugüne yasamis oldugu maceranin elbette genis ve ayrintili analizleri yapilmali. Bunun bizler ve gelecek kusaklar için hayati bir önemi var. Ancak, Refah Partisi temsilcilerinin kolay malzeme sunmak gibi bir kusurlari varsa da, bugünkü noktaya geliste asil rol oynayan faktörün kavga çikarmak için bahane arayan sistemik güçlerin hazirda bekliyor olusu oldugunu da gözden kaçirmamak gerekiyor. Refah Partisi'ni ve Refah Partisi'nin temsil ettigi kabul edilen anlayislar bütününe köktenci bir biçimde karsi olan bu sistemik güçler belki zamanlama açisindan zorlanacaklardi ama bir müdahale için hep hazir bekliyor olacaklardi. Ama bu gerçege ragmen, siyasetin dengeleri koruyarak sürüye kurt çagirici davranis ve tutumlardan da mümkün mertebe uzak kalmak oldugunu bilmek gerekiyor. Biz bu yazida çok kisaca Refah'in daha önce de üzerinde durmus oldugumuz bu zaaflarina isaret etmis olduktan sonra, bundan sonra benimsemesinde fayda oldugunu düsündügümüz bir stratejik tercih üzerinde durmak istiyoruz.

Kusatilmislik Duygusu Içerisinde

Refah Partisi ve temsilcisi oldugu düsünülen kesim bugün ayni Türkiye gibi, dört bir yandan kusatilmis ve sikistiriliyormus izlenimini veriyor. Mevcut baskilari asma ya da kirmasi için bugün içinde bulundugu sartlar Refah Partisi'ne çok fazla alternatif politika ya da tavir sansi vermiyor. Refah Partisi'nin son tarihi MGK toplantisindan sonraki tavrini birçok uzman zaman kazanmayi amaçlayan bir tutum olarak yorumladi. Kendi adima ben de Refah Partisi'nin tavrini, MGK kararlarini kucaklayip benimseyen olmaktan çok, zaman kazanip olayi farkli ve Türkiye'nin bahtini karartmayacak bir mecraya dogru yönlendirici girisimler için vasat arayici bir tutum olarak degerlendirdim. Refah Partisi simdilik, hedeflemis oldugu gibi bu zamani kazanmis görünüyor. Ancak, zaman kazanmak bir seyler yapmak içindir. Bu birseyler yapmak konusundaysa Refah Partisi yine hazirliksiz görünüyor. Mevcut gelisi ve altyapisi itibariyle galiba hazirliksiz yakalanmak Refah Partisi'nin kaderi.

Kendi adima mevcut konjonktürün Refah Partisi'ne hala bir sans tanidigini düsünüyorum. Ancak, 'Refahsiz bir demokrasi' (!) için geriye sayim baslamis durumda. Ve, 'Refahsiz demokrasi' derken düsünülen hedefin Refah-Yol iktidarini düsürmekten daha genis bir çerçevesi oldugu muhakkak. Hatta, dindarlarla laikler arasindaki nihai bir hesaplasma sinyalleri alanlar bile var. 'Ne olacaksa olsun' seklindeki bir gerginlik sinirina varildigi hissedilen bu günler belli ki bir Türkiye'de bir dönemece de gelindigini gösteriyor. Amaç, son kirk yilda alinmis olan yolun basina dönülmesini saglamak gibi görünüyor. Dolayisiyla bu gelismeyi Refah Partisi'nin bir iktidari koruma problemi gibi görüp ilgisiz kalmak yanlis olur. Refah Partisi muhalefet psikoljisini ve hamasi üslubu terkedip somut birtakim girisimlerde bulunmak ve politikalarini ve üslubunu gözden geçirmek durumunda. Ne tür girisimler? Aslinda Refah Partisi sözünü edecek oldugumuz türde girisimler ve bundan sonra izleyecek oldugu stratejilerle o meshur toplantiyi düsünülenden farkli olarak gerçekten de tarihi bir toplanti haline getirebilir.

Yol Açici Girisim ve Tercihler

Görüldügü kadariyla Refah lideri ekonomide iyi gelismeler saglayarak, örnegin bir yatirim ve üretim artisi firtinasi estirerek bugün Türkiye'nin önünü tikamis görünen gündemi dagitmak ve bazi dar ufuklu müstebid --ve sanki müstevli-- ideolojik gruplarin baskisini kirmak istiyor. Bu yerinde bir davranistir ve gereklidir. Psikolojik savastaki ustaligiyla Refah Partisi lideri ihtiyaç duydugu zamani kazanmayi da basarabilir. Ama, ekonomide bir hareketlenme ve iyilesme saglamis olmak endise edilen olumsuzluklarin yasanmasini önlemekte yetersiz kalabilir. Hatirlayalim ki Refah iktidari ekonomide iyimser bir atmosferi zaten yakalamisti, ama buna ragmen ideolojik nitelikli bazi çikislar iki ay içinde ülke ufkunun kararmasina yetmisti. Demek ki, ekonomiyle ilgili girisimlerin yanisira yapilacak baska bazi seyler de var. Son iki-üç ayda yasanmis olan tecrübe sözünü edecek oldugumuz türde seylerin hayati bir öneme sahip oldugunu göstermis bulunuyor. Düsünülen herseyi yaziya dökmek farkli nedenlerden dolayi mümkün degil ve zaten gerekmiyorsa da, bir düsüncemizi ana hatlariyla burada tartismak istiyoruz. Aslinda bu düsüncemizi farkli bir boyutuyla daha önce bir aylik dergide --Izlenim, sayi: 12-- yayinlanmis olan bir yazimizda konu edinmistik. O yazimizda, dindar kesimin nasil olupta keskin bir anti-amerikan retorigi benimsedigi sorusuna cevap aramis ve böyle bir retorigi benimsemis olmanin dogrulugunu tartismistik. Simdi konu üzerinde Refah Partisi'nin bugün iyiden iyiye açiga çiktigi görünen açmazini da göz önünde tutarak yeniden tartisma geregi var. Her ne kadar Refah Partisi'nin açmazi diyorsak da, Refah Partisi'nin her açmazi Türkiye sartlarinda bir biçimde dindar, yerli düsünceyle barisik ve kendine özgü bir kimligi benimseyen kesimin açmazi olmaga dönüsmektedir. Bir baska deyisle, Refah Partisi temsilcilerinin ya da merkezinin faturalarini her zaman yalnizca Refah Partisi ya da Refah Partililer ödememektedir.

Farkli Bir ABD Perspektifi

Türkiye'de dindar kesim dogru ya da yanlis, farkli nedenlerle ve farkli etkiler altinda çok uzun zamandir keskin bir anti-amerikan üslup ve tutumu benimsedi. Böylesi bir üslup ve tutumun belki de tek hakli ve önemli gerekçesi ABD yönetimlerinin Israil'i kayitsiz sartsiz dost ve müttefik devlet kabul eden tutumudur. Türkiye'deki dindar kesimin ABD'yle iliskilerini tümüyle ABD-Israil iliskilerine endekslemesi yanlistir. Düsünelim ki bu süreç içerisinde Türkiye'nin --hatta birçok Arap ülkesinin-- kendisi de Israil'le belli düzeyde bir iliski gelistiriyordu. Kaldi ki, Israil karsisinda olan siyasi güçlerle de bizim açimizdan ciddi bir ortakligi bulmak en azindan henüz mümkün olmamistir. Israil'de ve Israil çevresinde yasayanlar arasinda kisilikli ve savunulabilir anlayislara yönelme yenilerde zuhur etmistir. Dindar kesimin ABD'yi 'beyaz seytan' ilan eden anti-Amerikan retorigini Refah Partisi --daha önce de Milli Selamet Partisi-- benimsemekle kalmadi, bu retorigi daha da keskinlestirdi, ve hatta bu retorigi Refah Partisi'ni ifade eden temel görüs ve tutumlar arasina yerlestirdi. Kabul etmeli ki bu retorigi, en azindan on-yillar boyu ayni siddette tutmak stratejik olarak bir yanlisti. Ve belki, iktidara yürüyen bir parti olarak Refah Partisi'nin hazirliksizliginin en önemli isaretiydi. Kanaatimizce, yanlis olan ABD'yi belli bir tutumundan dolayi elestirmek degil, anti-Amerikanizmin bizi ifade eden bir dogma haline getirilisiydi. ABD'li yöneticilerle oldugu kadar ABD kamuoyunu olusturan çesitli kesimlerle elbette ki uyusmazlik ve çatisma noktalarimiz bulunacaktir. Ama, bir ülke yönetimini ve halkini topyekun Islam'i ve Müslümanlari yoketmeye memur gibi görmek için çok ciddi argümanlara sahip olma zorunlulugumuz vardir. Dindarlar bu bakis açilarini yeniden gözden geçirmek durumundadirlar. Bu bakis açisini gözden geçirmek ve makul ve dogru bir yere oturtmak bize --ve tabii ki Refah Partililere-- bir hareket serbestisi saglayacaktir. Bu tür dogmalar iktidardaki bir Refah Partisi'ni açiktir ki dar bir alana hapsediyor. Bu tür dogmalardan kurtulmak, ya da onlari yeniden anlamli bir çerçeveye oturtmak bir 'U dönüsü' yapmak degildir. Aslinda Refah Partili bakan Abdullah Gül ABD ziyareti sirasinda "ABD'de varolan düzeyde ve kalitede laiklik istiyoruz" gibi bir söz söyleyerek bu konuda bir tavir degisikligi için bir ilk adimi da atmis bulunuyor. Ama bu tavrin daha da detaylandirilarak, ve daha genis alanlari da kapsayan bir perspektif farklilasmasi olarak ve çok açik bir biçimde ve vurgulanarak ve Refah Partisi'nin bir tercihi olarak ortaya konulmasi gerekiyor. Laiklik anlayisiyla sinirli kalmadan, tüm bir Amerikan anayasasina ve büyük bir iç savas sonucu olusan bu anayasa üzerinde uzlasma sürecine atifta bulunarak bir perspektif ortaya konulmali. Yönetimler arasi üst düzeyde dogrudan bire bir kurulacak olan temaslarin yanisira ABD'li think-tank kuruluslariyla gelistirilecek sivil temaslarin ve Refah Partili bazi bakanliklarin temasta oldugu çok sayidaki Amerikan sirketinin de Refah Partisi'nin ve temsilcisi oldugu düsünülen kesimlerin gerçek kimliginin ve yaklasiminin ABD yönetim çevrelerinde anlasilmasinin saglanmasinda katkisi olabilir. Refah Partisi açisindan bugün girmis oldugu tehlikeli sularda seyrini devam ettirebilmesi için yelkenlerinin Amerikan rüzgariyla dolmasini saglamak bu yürüyüsü sürdürebilmek açisindan en dogru oldugu tarisilir olsa da muhtemelen en mümkün alternatif olarak görünüyor.

Bu tavirlar köseye sikismis bir Refah Partisi'nin durumu kurtarmak için basvuracagi bir pragmatik tavirlar destesi degildir. Bu tavirlar belki, bir krizin de vesile olmasiyla dünyaya bakisin ve genel perspektifin tazelenmesi için gerekli bir özelestirinin sonuçlarinin bir parçasi olarak stratejik bir tercihte bulunmadir. Kuskusuz ki bu tercihler genelde seffaflasma ve demokratiklesme diye ifadelendirilebilecek tutumlarla tamamlanmak ve desteklenmek durumundadir.

'Evet'lerimiz ve 'Hayir'larimiz

Refah Partililer neye ne için karsi olduklarini bilmeye mecbur olduklari kadar, neyi ne için muhafaza etmeye çabaladiklarini da açiklayabilmeliler. Refah Partililer 'evet'lerini ve 'hayir'larini bir bir gözden geçirmeliler. Bu baglamda örnegin bugün Refah Partisi adina eski tüfek bir Refahlinin otuz yil öncesinin mantigi ve kaliplari içerisinden bakarak Avrupa Birligi'ne 'hayir' demesi anlamsiz ve savunulmasi zor bir tutumdur. Bugün 'hayir' dediklerimiz listesinde Avrupalilar Türkiye'nin yerlilerinden sonra geliyor (kurumlar planinda da, kisiler ve fikirler planda da). Isterseniz bir bir karsilastirin. Her alanda sözümona 'yerli' olanla 'yabanci' (Avrupali ya da Amerikali) olani. Hangileriyle birlikte olmak ya da is yapmak istersiniz? Yerli sanayicilerle mi, yoksa Avrupali ve Amerikali sanayicilerle mi? Morçelik mi ortaginiz olsun istersiniz, yoksa diyelim bir Avrupa firmasi olan Ericsson mu? Teczacibasi'yla mi çalismak istersiniz, Pfizer'le mi? Arabaniz ne olsun? Mofas mamulü mü, yoksa Mercedes ya da Toyota mi? Son iki ayda sefilliklerini tüm boyutlariyla sergilemis bulunan yerli aydinlari mi dinlemek istersiniz, yabanci olanlarini mi? 'The Times'i mi izlemek istersiniz, 'Yeni Yüzyil'i mi? Bizim bilimle ideolojiyi bir türlü birbirinden ayiramamis olan ve hala basörtüsünü hayat-memat meselesi olarak gören profösörlerimizin bilimsel yetersizliklerini sergiledikleri yerli üniversitelerde mi tahsil görmek istersiniz, yabancilarin üniversitelerinde mi? Çocugunuz nerede okusun? Yale ya da Oxford'da mi, yoksa Hacettepe'de mi? Burada duralim çünkü bu sorulari sürdürmek bizi bazi sakincali sorulara götürebilir. Yabancilarin kurumlarinin da mükemmel olmadigini ileri sürebiliriz. Ya yerli olanlarin durumu? Ne olursa olsun oyunu asil aktörlerle oynamayi tercih etmek gerekmez mi? Uzlasmaksa söz konusu olan sey, onu da asil aktörlerle saglamak daha dogru degil mi?

Özetle:

Tüm tavir ve düsünceleri demokratiklik ve demokratiklesmeyle doyurmak gerekiyor.

Tüm boyutlariyla seffaflasmayi saglamak için seferberlik. Seffaflasma dikatatörlügün ve baskici anlayislarin altini oymanin belki de tek yoludur.

Avrupa Birligi'ne, hem de kocaman bir 'EVET'. Her ne sekilde olursa olsun bu sinirlarin disina tasmak mevcut baskilari ve baskici kaliplari kirmanin etkin bir (belki de tek) yoludur.

ABD ile dost iliskiler gelistirmeyi anlamsiz retoriklere kurban etmeyelim. Kendi konumumuzu ve ABD'nin konumunu dogru görmek bugün için olmazsa olmaz bir ilk sarttir. o


©1997 anadolu
This article can be reproduced provided that full credit is given to anadolu
Bu yazi anadolu'ya atif yapilmak kaydiyla kopyalanabilir.

For your comments / Yorumlariniz için anadolu@wakeup.org
Please reference the article title, volume, and number
Lütfen yazi basligi, cilt ve numarayi belirtin