[anadolu home] [contents] [by authors] [by category] [subscription]
Volume 5, No 3, Fall 1995 [back]

Siyasi Islâm Kavrami Etrafinda Bazi Düsünceler

Ahmet Turan Alkan

Bugün müslüman toplumlarin mâruz kaldigi zulüm ve baski, iktisaden geri kalmislik ve asagilanma, Islâm düsüncesini olmasi gerekenden farkli bir müdafaa doktrini sekline sürüklemis bulunuyor. Bizim vazifemiz (Islâmin vazifesi), bütün dünyada müslümanlar üzerine uygulanan baski, zulüm ve siddetin kalktigi, bütün dünyanin müslüman oldugu bir farazi noktada önemini hissettirecektir. Bütün dünya müslüman oldugunda neye karsi mücadele etmemiz icab ediyorsa, ona dogru tefekkür etmemiz gerekiyor. Islam, müslüman milletlerin mücadele parolasi veya istiklal doktrini degil, dünyayi, öncesi ve sonrasiyla islah etme ve güzellestirme projesi olarak teklif edilmelidir.

Islâmin temel rükünlerinden biri ahiret inancidir. Dünya , gerçek hayatimizin çok kisa bir bölümü , halk tabiriyle "yalanci" bir âlem. Bu kisa epizot içinde müslümanin davranisini din belirliyor. Dünya hayati, bilgisayar tabiriyle virtual (sanal) bir gerçeklikten ibaret. Müslümanin, dünya boyutunu mutlak hayat olarak algilamasi takbih edilmistir; Müslüman, aslinda olmayan bu dünyaya ancak, kendi içinde mantigi bulunan ve ciddiye alinmasi gereken bir oyun nazariyla bakabilir.

Islâm, dünya hayatina farkli ve orijinal bir bakis açisi getiriyor. Müslümanin dünya hayatini degerlendirme tarzi, modern bati paradigmasini tehdit eden bir muhteva tasidigi için Islam, bu paradigma tarafindan anlasilabilir sebeplerle bir tehdit olarak algilaniyor. Siyasi Islâm kavrami, tedavüldeki üslubu ve tarifiyle bu yanilgiyi besleyen, keskinlestiren ve çiplaklastiran bir beseri zemin teskil etmektedir ve bu retorigin bütün önkabulleriyle yeniden gözden geçirilmesi elzemdir.

ISLÂMA HÂDIM OLMAK; ISLÂMI TASARRUF ETMEK

Siyasi Islâm tabiri, kim tarafindan hangi niyetle kullanilirsa kullanilsin, neticede Islam'i marjinallestiren, onu oldugundan daha küçük, daracik ve pekala ihmal edilebilir mahpeslere mahkum eden bir daraltma sigasidir. Herkesin müslüman olmasini beklemiyoruz ama esas mütearifemiz odur ki Islam herkese, yani bütün beseriyete gerekli bir "yeni hayat" sahasidir. Siyasi Islâm yerine dolasima sokulmasi gereken fikir iste bu olmali; "ilâhi rahmet" epistemolojik anlamda islâmi bir kavram teskil etmesine ragmen aslinda bütün beseriyetin istihkaki olmasiyla kozmik bir derinlige sahip bulunuyor. Bu yazinin ana fikri, Islâm'in kozmik derinlik ve vüs'atinin, kisa vadeli hesaplara tercih edilmesi lüzumunu vurgulamaktan ibarettir.

Islam, dogu ve bati arasinda müslümanlarla müslüman olmayanlar arasinda bir savas hatti, bir mayinli alan, bir kavga silahi, bir harp çigligi, bir düsmanlik ve saldiri parolasi olarak takdim olunursa, bu onun evrenselligini zedeler, onu bir bölge kuvveti, savasan taraflardan biri olma vaziyetine indirir. Bu Islâma hadim olmak degil, Islâmi tasarruf etmek mânâsina gelir.

Islam, dünyayi bütün fiziki ve manevi çehresi, yaradan-insan iliskileri, insan-insan iliskileri, tabiat ve insan iliskileri ile güzellestirmek iddiasini tasiyor. Islam, ancak genis kapsamli güzellestirme projeleri ile kozmik bir derinlige ve nüfuz kudretine kavusabilir. Dinin sahibi süphesiz Cenab-i Hak'tir ancak dogru tarzda idrak ve tefsir etme vazifesi bizim omuzlarimiza tahmil edilmis bulunuyor. Böyle bir vazife suuru muvacehesinde dünyayi güzellestirme projemizin hangi rafta sakli oldugunu dogrusu ne kadar merak etsek yeridir.

HAZRETI NÛH'UN GEMISINDEN

Islam kavramina karsi bütün idrak melekelerimizi seferber etmekte galiba ihmalkâr davraniyoruz ; Islamin cihansümul niteligini bir kavram olarak biliyor; bunu kullanisli, yani hayatin ve zamanin her aninda ve yerinde kullanilabilir, ise yarar bir uygulamalar dizisi haline getirme marifetini göstermiyoruz. Dünyayi Hazreti Nuh'un gemisinden seyreder gibiyiz; Hazreti Nuh'un gemisinde yolculuk edenler dünyayi rahatça ikiye bölerek algilayabiliyorlardi: Gemidekiler ve deryâdakiler. Islam, sadece gemidekilere degil, deryada helâk olanlara de sunulmus bir rahmettir. Islam, sadece müslümanlara servis veren bir dayanisma kulübü degil; canlilari ve cansizlari ile bütün kozmik varliklara sunulmus bir faydadir. "Fayda" tabirini, bilerek ve benimseyerek kullaniyorum çünkü Islam asgari itibarla dinler meyaninda bir din, ama hakikatte ondan daha fazla bir seydir. Ona biraz da dünya hayatinin prospektüsü, dünyayi kullanma talimatnamesi olarak da bakmamiz gerekir. Sadece bu dünya ve öteki dünya iliskilerini düzenlemekle kalmaz; insan-insan münasebetlerine had getirir ve ilaveten insanin cansizlarla kuracagi münasebeti de tarif eder. Basta kendi nefsimize zulmetmekten vazgeçip her nevi zulmü ortadan kaldirmayi gaye edinerek ve beseri hadleri yeniden ölçülendirip kullanisli hale getirerek kendimizi ve hayati güzellestirebiliriz çünkü dünya hayati, yalan bile olsa onu dogru okumak ve güzellistermekle muvazzaf bulunuyoruz.

BESERI KRALLIKLARIN BIR YENISI MI?

Modernite ve teknoloji dünyayi giderek küçülen bir köy haline getirirken, haberlesmede demokratik ihtilallere sebep olurken aslinda Islam'in degirmenine su tasiyor. Ne var ki, Islam'in degirmeninde un ögütmek için kozmik bilince ulasmis fertler olmak gerekiyor. Moderniteyi, onunla yarisarak altedemeyecegimizi kabul etmeliyiz; onu asarak, ona hedef göstererek, ona vicdan ve ahlaki esas teklif ederek onun üstesinden gelebiliriz. Bunun için mahalli ve milli çerçevelerden kurtulmak, mahalli ve milli kimligi inkar etmek gerekmiyor; aksine Islami kavramamizi engelleyen, islami bilincin islemesini zedeleyen "mahalli Islâm"larin, "milli Islâm"larin ve "kapali devre Islâm"larin üstüne çikmamiz icab ediyor.

Siyasi Islam kavraminin tedavüldeki çagrisimlari, bütüne degil parçaya dair ideolojik teklifler tasiyor ve üç asagi bes yukari "Müslümanlarin Partisi", veya "Islamci Parti" diye söhret bulan popüler kuruluslarin iktidara ulasmasini ve orada kalmasini tazammun ediyor. Halbuki Islam'in gerçek siyasi çehresi bütün beseri kralliklara ve hükümranliklara karsi, Allah adina vazgeçilmez bir muhalefeti ihtiva etmektedir. Isin ilginç tarafi, iktidara talip Islamci siyasi kuruluslarin, pekâlâ isin aslini bildikleri halde bu önemli noktayi görmezden gelerek iktidara ulasmayi tercih ediyor görünmeleridir. Bu yaklasim günün birinde semere verirse, tarihte benzerlerini defalarca izledigimiz beseri hükümranliklardan birisini daha sahneye koymaktan baska sonuç dogurmayacaktir.

ISLÂM TARIHINDEN ÖGRENDIGIMIZ

Siyasi mânâda hükümranligina kayitsiz sartsiz tâbi olunacak tek kudret Allah'tir. Hüküm koymak, ancak O'na aittir. Artik minibüslerin camlarina yapistirilacak kadar lâfzina âsina oldugumuz bu hakikatin ruhu, her nevi siyasi otoritenin canini acitacak derecede keskin ve agir mânâlar tasiyor. Hükümdar, efendi ve kanun vaz'ii ancak O'dur; bu yetki hiçbir beseri kralliga devredilmemistir ve bütün peygamberler, kavimlerine sadece bu son derece önemli espriyi hatirlattiklari için çogunlukla tekzib edilmislerdir. Bu durumda insanlarin vazifesi, yani yeryüzünde yasayan insanlarin siyasi misyonu, Allah'in hukukunu tatbik etmek ve bu mânâda Allah'a halife olmaktan öteye geçmez. Kulluk mükellefiyetinin ancak Allah'a yönelmesi geregi, bütün siyasi otoriteyi bir yetki gasbi içinde bulunup bulunmadigi konusunda kendine çekidüzen vermeye davet eder. Ancak Allah'a ve hukukuna itaat etmek, siyaset ehraminin üstündekileri rahatsiz ettigi kadar, alttakileri de sarsici ve tedirgin edici bir muhteva tasiyor.

Vahyolundugu esaslara sâdik kalarak tatbik mevkiine konulabilmis Islami siyaset telakkisinin ancak Hazreti Peygamber'in zaman-i saadetinde ve müteakiben iki rasit halife devrinde hakim oldugu hususunda mutabakat vardir. Bu devirde Islam siyasetinin bütün dünyaya hükümfermâ olmadigini biliyoruz; ne var ki, yeryüzündeki büün beseri kralliklara son vermek ve Allah'in vaz'ettigi hukukun hakimiyetini ilan etmek anlaminda Islam siyaseti, yine bu kisa dönem içinde bilinen bütün dünyaya teblig edilmisti. Bu teblig vazifesinin kisa zamanda Kur'anda açikça bildirilen temel espriye aykiri sekilde beseri kralliklara, yani saltanat ve mülk rejimlerine dönüsmüs olmasi da tarihi bir hakikattir.

Neredeyse Hazreti Peygamberin hayatiyla kaim sayabilecegimiz Islam siyasetinin, bir nesil sonra saltanata inkilâb etmesi ve ondört asir boyunca ideal boyutlariyla tatbikattan uzak kalmasi, üzerinde uzun uzadiya düsünülmesi gereken müsterek beseri zaaflara isaret ediyor. Hemen tasrih etmelidir ki bu zaaflar, sadece Müslümanlara degil, bütün beser cinsine âriz olan ve bütün mukaddes metinlerde üzerinde hassasiyetle durularak tesfiye edilmesi beklenen insâni nitelikteki zaaflardir. Bu noktada, takriben onüçbuçuk asirlik eksik tatbikata bakarak mükedder olmamiz mi gerekiyor sualine artik samimi bir cevap vermemiz lâzimdir. Mesafe ne kadar uzun görünse de, dogru orientasyon ve zihni yönelisle atilmis bir adim bile kazanç sayilmalidir. Ise, Islâm tarihi boyunca raslanan zaaflarin tesbit ve tahliliyle baslayabiliriz. Islam tarihi bu mânâda, Islam siyasetinin tatbik edilis tarihi olarak da okunmalidir.

Bugün Müslümanlar, kolayca tatbiki mümkün bir siyasi programa sahip olmadiklari için ne kadar esef etseler hakli sayilirlar. Ne var ki bu esef hissi, onlari "imkansizi istiyor olmak" gibi bir ümitsizlik noktasina sevketmemelidir. Nâmik Kemal'in tabiriyle "bir kere olan, pekâlâ yine olur". Bu konuda bize gerekli olan her türlü temel referans bilgisine sahip olmak bakimindan avantajimiz hâlâ devam ediyor. Bu avantaji ancak dogru zihni yönelis ve idrakle kullanilir hale getirebiliriz. Bu vadide gayret sahiplerini bekleyen en mühim handikap, kolaya, ucuza, popülere ve zamane degerlerine teslim olmaktir.

SIYASET: "SART MIDUR?"

Müslümanlarin siyasi mekanizmayla iliskilerini nasil düzenlemeleri gerektigi konusunda sarih bir fikir sahibi degilim ama mevcut tatbikata ve ve bu tatbikatin ardindaki mentaliteye bakarak en azindan pasif itaatsizlik derecesinde bir siyasi tavir alinmasi lazim geldigini düsünüyorum. Pasif itaatsizlik, kanaatimce edilgin ve dogrudan siyaset yapmasina imkan kalmamis kitlelerin siyaset üretebilmesinin en etkili biçimidir ve genis, etkili ve sürekli bir tarzda uygulandiginda belki de su günlerde müslümanlarin bizzat siyaset yapmalarindan daha tesirli sonuçlar dogurabilecektir.

Dünyayi kurtarmak ve güzellestirmekte dogru ve yeterli araçlara sahip oldugumuz halde basarisizliga ugrarsak buna bir bahâne bulabiliriz ama kendimizi, imânimizi ve ahiretimizi kurtarmak söz konusu oldugunda kimse gözümüzün yasina bakmayacaktir.


©1995 anadolu
This article can be reproduced provided that full credit is given to anadolu
Bu yazi anadolu'ya atif yapilmak kaydiyla kopyalanabilir.

For your comments / Yorumlariniz için anadolu@wakeup.org
Please reference the article title, volume, and number
Lütfen yazi basligi, cilt ve numarayi belirtin